| Merkez Bankası Döviz Kuru | |||
| ALIŞ | SATIŞ | ||
| USD | 46,0328 | 46,1158 | |
| EURO | 53,1940 | 53,2899 | |
| Bugün: | 40 |
| Dün: | 33 |
| Toplam: | 9091 |
"Nutuk"un açılış tümcesidir:
"1919 senesi Mayıs’ının 19.günü Samsun’a çıktım."
Bu kıvanç günü, ilk kez 1926'da, yine Samsun'da, "Gazi Günü" adıyla kutlandı.
1935'te "Atatürk Günü" adıyla resmiyet kazandı. İlk kutlama, Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nün önayak olmasıyla Fenerbahçe Stadı'nda yapıldı.
1938'de "Gençlik ve Spor Bayramı" adını aldı.
1981'de çıkış noktasına daha sadık düzeltmeye gerçekleşti, "Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı" dendi.
Kitap tanıtımlarımızın bu bölümünde günün özüne uygun bir kutlama yapalım ve
Atatürk'ün efsanevi sofralarına dair bilgileri derleyen bir eserden notlar paylaşalım.
*
Çankaya sofralarına dair en temel bilgi: Yemek, yalnızca bir vesile.
Konukların önündeki servise, çatal-bıçağa ilaveten, not defterleri de dâhil.
Ev sahibinin karşısına düşecek noktada bir kara tahta durur. Tebeşir tozu, menünün demirbaşı.
Memleketin hangi sorunu ele alınacaksa, o konunun yetkin kişileri davet edilir.
Ev sahibi sorar, konuşturur, bilmediğini öğrenir, bildiğiyle sentezler, karar verir, yol çizer.
Bir işte yararlanmayı düşündüğü kişileri hissettirmeden yoklar.
Donatı, oturma düzeni, yemek seçkisi... Tümü, bir planlama sürecinin bahaneleri.
Kısacası, o masa bir akademi,
gece yarılarına, bazen sabahın ilk ışıklarına kadar faaliyette olan.
Böyle bir konsept çerçevesinde, çokluk sabaha kadar süren fikir mesaisinden fırsat bulamadıkları için
sanatlarını icra edemeden ayrılan saz takımları olur.
Ev sahibi, az yiyip içen bir insan.
Çok hafif, genellikle kahve ve sigaradan ibaret bir kahvaltı.
Yine hafif geçiştirilen bir öğle yemeği. Karavanacılık günlerinin anısıyla olacak, en çok kuru fasulye ("yağlı fasulye" der o) - pilav ikilisini sever. Etli bamya, karnıyarık, fava sever. Gül reçeli ve kavun sever.
Bedenine iyi davrandığı pek söylenemez: Günde 10-15 fincan kahve, iki paketten fazla sigara. Neyse ki boğazına düşkün değildir, tıka basa yemez. İçmeyi sever, sarhoşu sevmez.
Ev sahibi,
sofradaki ilk gecesinde mide fesadına uğrayıp salonu berbat eden bir genci,
takip eden iki gece daha sofraya davet edip mahcubiyetini yenmesini sağlayacak kadar yüce bir ruhtur.
Öte yandan, kendisini kızdırmaya da gelmez. Neticede kumandan. Zevzeklik etmek, herkesin içinde küçük düşürülmeyi göze almak.
Ev sahibi, halkının ve konuklarının inançlarını önemser.
Ramazan’da çalgılı eğlence yaptırmaz, camilerde hatim okutturur. Muhammet Mustafa'yı övücü sözler sarf eder. Beş vakit namazında bir kimse olan Fevzi Paşa'nın geleceği akşamlar sofraya alkol konmamasını kaç kere tembih eder.
İkramda cömerttir. Bir akşam, gönlü Moda koyuna gizlice açılıp keyiflenmek çekmiş. Dakikasında teşhis edildiği için muradına erememiş. Etrafına üşüşen sandallara yanlarında ne getirdilerse dağıttırmış. Üstüne, toplananların şerefine kadeh kaldırmış.
Yeri gelmişken: Türk aslanı ne sütü içiyorsa onu içer, evet. Fakat yakıcı havalarda soğuk bira da tercih edebilir. Harp akademisi öğrenciliğinde viskiyi de öğrenmiştir.
Çokça dillendirilmiştir ki sohbetine doyum olmaz adamdır. Hafif bir Rumeli şivesiyle, arada şehlaya kayan bakışlarla, siyasetçi ağzından uzak bir dille,
renkli ve dinleyenleri mıhlayan bir şeyler anlatır.
*
Kitaba alıntılanan bir sözüyle noktalayalım:
“Ölmek isteyen bir milleti Gazi değil, hiçbir kuvvet kurtaramaz.
Türk milleti ölmek istemez, o daima yaşayacaktır efendiler!”
Tolga ARKAT